Öyle de oluyor işte.
15 yaşına kadar iç çamaşırına ''it çamaşırı'' dedim. Makarnayı çok seviyorum, makarnaya laf atanları adonislerimle tokatlıyorum.
Öyle de oluyor işte.
Şimdi başlangıç olarak; Bahsedeceğim adamla büyüdüm ben, küçükken babam arabanın içinde kasetlerini dinlerdi, bende annemin kucağında babamın mırıldanışını izlerdim. Evet Ahmet Kaya’dan bahsediyorum, benim ve senin abin, belkide bizim tek ortak yanımız.. Tuhaf olan şey; insanlar bu adamı dışladı, yerden yere vurdu, ‘‘Kürtçe şarkı yapacağım.’’ dediği için çatallar, bıçaklar fırlatıldı bu adama. Olaylardan sonra ülkesinden olan rahmetliye birde ‘‘Şerefsiz’’ dediler. Yıllar sonra affedersin ama sadece para kazanmak için yapılan siktiğimin bir dizisi çıkıyor, Ahmet Kaya yayımlıyorlar, çalıyorlar ve birden bütün Ahmet Kaya’yı dışlayan insanlar Ahmet Kaya’yı dinliyorlar. Ben bunu bir gelişme olarak görmüyorum, dinlemesinler. Ahmet Kaya’yı bütünüyle sevmeyenler müziğini de sevmesinler, dinlemesinler.
Hatıra.
Yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadan yaşadım bu hayatı.
Hayat bana ne zaman bir tane geçirdiyse, ben onu daha çok sevmeye başladım.
Küçük yaşta zorluklarla karşılaşıp, onlarla yaşamayı, o zorlukları sevmeyi öğrenmiştim.
İnsanlar ‘‘Kader’’ diye bir şeye inanırlar, o zamanlar ben de herkes gibi ‘‘kaderim böyle, boş ver.’’ derdim kendime.
10 yaşındaydım. Babam, annemle gizli gizli planlar yapıyordu, ben farkındaydım ama olayı çözememiştim, fazlada siklemedim. Birkaç hafta sonra babam beni çağırıp ‘‘Oğlum, biz Almanya’ya gideceğiz ama kimseye söyleme.’’ dedi.
İnsanlara bu olayı neden söylemediklerini anlamamıştım ve bugüne kadar anlamadım..
Tabii ben kendimi tutamayıp, bir arkadaşıma anlattım bu olayı.
-Almanya’ya gidiyorum lan.
+Yalan söyleme oğlum ya.
-Valla lan, babam dedi.
Bu olayı anlattım ama pişman oldum, geceleri yatamıyordum amına koyim, sonuçta
babam bana söylememi yasaklamıştı. Yavaş yavaş gideceğimiz ciddiyetleşti ama ortada bir sorun vardı. Babam sadece beni, kardeşimi ve annemi gönderecekti Almanya’ya..
Çocuk olduğum için olay umrumda değil. Gitmemize 1 gün kala aile dostlarımız geldi bize, sanki cennete gidiyoruz amına koyim, herkes bi neşe içinde yiyip, içiyor.
Babamın gözlerine baktım, bir şeyler düşünüyordu zaten o hep bir şeyler düşünüyordu ama bu sefer baya bi kötüydü.
‘‘Babam neden gelmiyor’’ sorusunu kendime sordum, onlara sormadım sorarsam onların üzüleceğini sanıyordum.
Ertesi gün akrabalarımızdan birisi bizi Havaalanına götürdü.
İstanbul’dan Stuttgart’a gidecektik, pasaportlar, bavullar hazırlanmış, annem ağlıyor, kardeşim zırlıyor (o da annem ağladığı için salya sümük ağlıyor) bende bunları izliyorum.
Babamı öptüm, sarıldım. Bana ‘‘Ozan, sen artık büyüksün, annen ve kardeşine dikkat et.’’ dedi. Uçağa bindik, hayatımda ilk defa uçağa biniyorum ama heyecan yok bir şey yok, sikimde değil kısacası. Annem ve kardeşim ağlaya ağlaya uyudular..
Tabii babam gazı verdi ya dikkat et diye, yorgundum ama gözümü bile kapatmadım. Pilot 2-3 saat sonra geldiğimizi söyledi, insanlar alkışlamaya başladı moralim bozuk ama siklemeden ben de alkışladım. Yüksek sesten dolayı annem uyandı, gözleri dolu bana bakıyor, ben o sıra hala mal gibi pilotu alkışlıyorum. İndik, bavullarımızı alıp, dışarıya çıktık.
Dayımın eşi bizi almaya gelecekti, yengem ama hayatımda görmemişim.
‘‘Ozan, bu senin yengen’’ dedi annem güler bir yüzle. Merhaba deyip bavulları arabasının içine koydum. Almanya’dayım, aklımda babam ve nereye gideceğimizi bilmiyorum.
Kader işte..
Merhaba.
Bugün çok eskiler aklıma geldi, çok çok eskiler..
Babam beni sırtına alıp, benimle oynadığı zamanlar, beni bi parça çikolatayla mutlu edebildiği zamanlar. O zamanlar gözümde kocaman, güçlü olan bir adamın şimdi beli ağrıyor, hayattan bıkmış bir halde, tıpkı benim gibi. Keşke yine ailecek oturup Kemal Sunal filmleri izleye bilsek, ne özlemişim o günleri. Genel olarak şimdiki hayatlara baksana, eskiden ailecek yemek yerdik, ailecek televizyon izlerdik, ailecek oturup sohbet ederdik şimdi 10 yaşında olan bir çocuk annesine kızmış bir halde odasına çekilip bilgisayarıyla uğraşıyor.
Ben küçükken hayat çok güzeldi ve babam da beni çok severdi, düşünsene 4 yaşındayken topladığım bütün bayram harçlıklarımı babama vererek mutlu oluyordum. O zamanlar kötü insan diye bir şey bilmezdim, çıkarcı, kötü, sinirli insan nedir bilmezdim, yoktu öyle bir insan dünyamda. O zamanlar insanlar ya çok iyilerdi ya da herkes benim gözümde iyiydi ama bir şeyi biliyorum insanlar her şeyle mutlu olabiliyorlardı. Her şeyin değerini bilen insanlar vardı benim zamanımda. Şimdi aileden önce üste başa, arkadaşa, popüler olmaya değer verilir. Sikim sizin popüler olmanızı.
Lan, hayatlarını tumblr, twitter üzeri kuran ergenler görüyorum cidden çok kötü, gerçekte her şey öyle değil karşim. Yani her yeri dövmeli, kızıl saçlı, cool şarkılar dinleyen karılar yok, orda burda öpüşüp, içip, sıçan ergenler de yok, siz neyin kafasını yaşıyorsunuz burda anlayamadım ha. İşin pozitif yanı en azından birbirinizi sikip, hayalinizi yaşıyorsunuz (The American Dream), biz annemizin zoruyla dünden kalan ekmeği yiyen, kültürümüze bağlı, noktayı amına koyim diyerek koyan insanlarız lan, neyin kafasını yaşıyorsunuz.